Sunday, March 31, 2013

Amerikaliya Her Gun Bayram


            Amerikaliya Her Gun Bayram

            Gecen aksam genis bir grupla yemege gittik, yemegin bahanesi de bir Hindu bayrami olan “Holi”. Hikayesini sordum bayramin, bana anlatilan su: Bir kralin kucuk bir oglu varmis. Bu cocuk inandigi “Tanri”sina dua eden, iyi kalpli bir cocukmus. Kral ise Erol Tas’a, Turgut Ozatay’a rahmet okutacak derecede saf bir kotu. Efendim bu kral yedi yasindaki oglunu sen nasil iyi biri olursun, nasil “Tanri”ya dua edersin deyip yakmaya karar veriyor. Kizkardesiyle bu cocugu atiyor ateslerin icine (kizkardes bir anda cikti ortaya, ben de detayini sormadim artik). Esas cocugumuzu ates yakmiyor fakat kizkardesi yaniyor. Bayramin adi da bu yanarak olen kiz kardesten geliyormus: Holi. Benim dinledigim hikaye boyle, daha otesinde bir arastirma yapma ihtiyaci duymadim. Bu da BBC’nin “Holi Bayramindan Mazaralar” haberi: http://www.bbc.co.uk/news/world-asia-india-21921135

Bayramin adini esas oglandan degil de yanan kizdan almasi da enteresan bir vaka. Yakup Kadri’nin “Iran’da en yuce mevki mazlum olmaktir” seklinde bir tespiti vardi; belki buraya uyarlayabiliriz. Belki de uyarlayamayiz, bilemedim simdi.

Yemeklere gelirsek, Hint-Pakistan yemeklerini bir sekilde yiyebiliyorum artik. Seneler once (vay be gercekten seneler once yani, omur geciyor) catalimin ucuyla yedigim yemekleri artik doyacak kadar yiyebiliyorum. Fakat baharatlari cok farkli ve kisnis (cilantro) kullanimi cok yaygin. Ve ben kisnisi hic sevmiyorum. Bir defa yanlislikla maydanoz yerine kisnis aldim, zira kendisi adeta maydanozun ikizi. Ilk defa o zaman tanidim adini cok duydugum bu otu,. Kisnisin tazesinin kokusu bile pek rahatsiz edici geldi bana. Neyse, en azindan bu konuda yalniz degilim: www.ihatecilantro.com

            Yazinin basliginda Amerikaliya her gun bayram dedim, ona geleyim. Efendim burada 72 milletten insan oldugundan mutevellit her birinin bayrami bir sekilde kutlaniyor. Bir de bulundugum ortam son derece cok kulturlu olunca, “Muslumani, Yahdisi, Urumu” derken birsuru bayram cikiyor ortaya. Ben de elimden geldigince katilip gormeye calisiyorum. Gerci bu Holi olayinda pek Holi’ye ozel bir sey yapmadik, sadece yedigim yemekler Hint’ti. Fakat gectigimiz aylarda Hindularin Isik Bayrami’na (Divali) katilmistim. Hindu bir rahibin vaazinin da oldugu geleneksel bir programdi, bu seferki de boyle oluversin artik. Bugun de Paskalya (Easter) vardi; geleneksel Easter Brunch’a katilip, yumurta boyadim. O da bir dahaki yazimizda artik.

            Son olarak, keske buraya ekleycek fotograf cekseydim. Fotografsiz yazi pek kuru oluyor. BBC linki kafi oluversin artik bu seferlik. Iste bunlar hep tecrube…

Saturday, March 30, 2013

Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (3)


Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (3)

3. Gun

Bugun artik geri donus gunu. Bu sabah gec cikmaya karar vermistik zira uyumak istedik biraz. 12’ye dogru Yale civarinda yerel bir cafĂ© bulup, zira Starbucks gibi zincir bir cafeye gitmek istemedik, oturduk kahvemizi ictik ve yol koyulduk. Nereye? Rhode Island, Providence!

Yolda yine cok guzel manzaralar vardi. Yani esasinda bu yolculuk boyunca en eglendigim kisimlar yolda oldugumuz kisimlardi. Cunku hem etrafta guzel manzalar oluyor ve daha da muhimi guzel guzel muhabbet ediyoruz, yeni yeni seyler ogreniyorum. Daha onceki gezilerimi aklima getiriyorum; otobuste/arabada arkadaslarla muhabbet ederek gitme kismi sehre ulasip sehirde gezme kismindan daha keyifli geliyordu sanki. Tabii bu bir genelleme.

Yol ustunde yine kucuk Amerikan koy/kasabalari, baharda cok guzel olacagina emin oldugum ormanlik alanlar, goller gorduk. Yol ustunde cok begendigimiz bir gol kenarinda durduk artik dayanamayip. Biraz gole baktik, birkac basarisiz su ustunde tas sektirme girisiminde bulundum (bahane: uygun tas yoktu yani yoksaaa). Burada gole karsi birkac birsey atistirip tekrar yola koyulduk.

Gokyuzu de gol de masmavi
Ogleden sonra gibi Providence’a ulastik. Buradaki unlu tasarim okulunun muzesini ziyaret etmek gerekiyordu, ziyaret ettik. Guzel seyler gordum; sanat konusunda engin bilgilerim yok fakat genel olarak keyif aldim burayi gezerken. Henuz yasadigim sehirdeki muzeleri gezmeyip New York ve Providence muzlerini gezmemse ayri bir durum. Kendi sehrime de gelecek sira…

Normalde burada bir de Rhode Island Mansions varmis, pek guzellermis. Fakat arkadasin ayagindaki sorun nedeniyle bunu daha sonraki bir zamana erteldik. Boyle yarim kalan bir sey oldugunda iyimser bir bakis acisiyla “Demek ki bir daha gelecegim” diye yorumluyorum. Fakat bu benim kesfim degil, pek sevdigim bir arkadasimdan aldigim bir bakis acisi.

Providence sonrasinda da artik dogrudan sehrimize hareket ettik, bitti… Uc gun suren ama bir hafta kudretinde bir gezi oldu benim icin. Hem cevre eyaletleri gordum, hem uzun uzun sohbet ettik, Amerikan ve Pakistan kulturleri hakkinda yeni seyler ogrendim. Ve kafam karisti; cok gezen mi cok okuyan mi?

Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (2)


Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (2)

2. Gun

Sabah Philadelphia’ya trenle gitme imkanlarini arastirdik fakat makul olmadigina kanaat getirip otelden ciktik. Once “boardwalk” dedikleri kisimda bir sure yuruduk. Bu oldukca eski, deniz kiyisinda tahta doseli bir yol. Tabii yine kis oldugu icin boardwalk uzerindeki mini lunapark, bufe, vs gibi buraya hareket getiren seyler kapaliydi. Yuruyus sonrasinda bindik arabamiza ve ver elini Philadelphia. ABD bagimsizliginin onemli merkezlerinden birisi olmasi acisindan gorulmesi gereken bir yer imis burasi.

Gorulmesi gerekenler olarak Inedependence Hall, Liberty Bell, Reading Terminal ve Rocky’nin kostugu merdivenlerin de oldugu Google’dan baktikca buyuyen bir listemiz vardi. Arkadaslardan birinin bu plansizliga dayanamayip; “aslinda hepimiz planli insanlariz, acaba bir plan mi yapsak” onerisine “hi hi evet, cok guzel olur aslinda” deyip yurumeye devam ettik.

Independence Hall icin yaklasik yarim saatlik ucretsiz reheberli turlar yapiliyor. Amerikan Bagimsizlik Savasi ve Anayasanin yazimi surecinde onemli bir yeri varmis buranin. Iceride duvarlarda bagimsizlik surecine iliskin cesitli deklarasyonlar asili. Bunlardan “The Articles of Confederation and Perpetual Union” yazaninda gecen “The love of Power is so alluring that few have ever been able to resist its bewitching influence” (hayir tercume etmiyorum efendim) ifadesini oldukca begendim.

The Articles of Confederation and Perpetual Union

Sonrasinda da Liberty Bell’i gorduk ve fotograf cektirdik. Yani acikcasi Liberty Bell hakkinda birkac defa kirilmis olmasi disinda aklimda birsey kalmadi, hizli bir Wikipedia okumasi yapmak gerek.

Reading Terminal’de ise yemek yedik, ki zaten burasi restoran/bufe tarzi dukkanlardan mutesekkil bir mekan. Kucuk bir de sahaf gordum gerci. Neyse, burada karnimizi doyurduktan sonra ne yapsak diye dusunduk ve Philadelphia icin bu kadar yeter deyip New Haven’a dogru yola cikmaya karar verdik. Unutmadan sunu vurgulayayim; “It is” really “Sunny in Philadelphia”.  Gezi boyunca en duzgun hava Philly’deydi (Amerikalilar Philly diye kisaltiyorlarmis, biz de bir kez oyle diyelim degil mi ya?).

Efendim sonra vurduk kendimizi tekrardan yollara, ver elini New Haven (Connecticut). Burada sunu ekleyeyim; The Lumineers’tan Ho Hey sarkisi gezimizin resmi sarkisi oldu, yoldayken defalarca bu sarkiya denk geldik radyolarda. Benim icin ayri bir fevkaladelik daha vardi cunku yola cikmadan onceki gece internette takilirken, gtalk’taki bir arkadasin ozel iletisi olan “I belong with you”yu gordum ve bu ne ola ki diye arastirirken bu sarkiya denk gelip dinlemistim. Meger sarki gezinin sarkisi olacakmis…
Istikamet New Haven; NY'da bir kopruden geciyoruz

Her neyse, aksam vakti sehre vasil olduk. Ekipten bir arkadasin arkadasi Yale’da yuksek lisans ogrencisiymis, onunla bulustuk. Kisa bir tur yaptik bir binada. Yale’in mimarisinden cok etkilendim, Harvard’dan daha havali geldi; tas binalar pek estetik ve heybetli duruyor. New Haven ise pek kucuk bir sehir fakat New York City cok yakin ve tren calisiyor iki sehir arasinda.

Yemek ve sohbet faslina restoranin kapatiyoruz uyarisiyla son verdik. Arkadas Yale’da hukuk masteri yapiyormus ve savas suclari, ABD’nin uygulamalari, v.s. uzerine derin bir konusma yapti. Konusma yapti diyorum, cunku biz sadece dinledik, mudahale edebilecek bir durumumuz yoktu.  Sonra bu arkadas bizi bahar tatilinde okulda kalanlarin duzenledigi bir ev partisine davet etti. Buradaki parti sevdasi konusundaki bir tespitim; hem eglenmeyi hem calismayi cok verimli ve azimle yapiyorlar. Neyse, burada ayak ustu biraz muhabbet edip, bir sure takildiktan sonra musade istedik zira yorgunduk.

Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (1)


Road Trip Yahut Bildigimiz Yolculuk Iste (1)

Sonunda road-trip hayallerime kavusuyorum. Cesitli nedenlerle Denver-Boston road trip’i firsatini reddetmek durumunda kalmis olmamin acisini dindirecek, en azindan hafifletecek umidiyle “evet” diyorum arkadasin teklfine. Ilk plan Niagara Selaleleri, fakat son gun toplanip rotayi degistiriyoruz. Esasen son gece hala grup bile net degil. Zaten bu yolculugun temasi da “plansizlik”.

Son geceki toplantimizda kabaca da olsa bir rota belirledik: Pennsylvania, Connecticut ve Rhode Island. Tabii ki Rumsfeld’in dedigi gibi “known unkonwns, unknown unkowns” durumlari nedeniyle rotamizda sapmalar oldu.


1. Gun:

Sabah erken sayilabilecek bir vakitte yola ciktik ve ilk hedefimiz Boston’a yakin, Lenox kasabasiydi. Vurduk kendimizi ABD’nin meshur otobanlarina. Etrafta guzel manzaralar, donmus buyuk su birikintileri ve en sonunda da donmus bir gol gorduk, ki bu benim hayatimda gordugum en buyuk donmus su kutlesiydi. Donmus golu bulunca ustunde yurumemezlik etmedim tabii. Biraz cekinerek de olsa birkac adim attim, donmus gol ustunde yurudum demek icin.

Benzer manzaralar esliginde Lenox’a ulastik. Buranin ozelligi, Pulitzer odullu yazar Edith Wharton’un evinin, ev dediysem kocaman kosk, burada bulunmasi. Biz de gittik ziyaret ettik. Tabii kis oldugu icin ev kapaliydi. Kis olmasina kisti ama bahcesinin baharda ne kadar guzel olabilecegini bakinca anliyorsunuz. Bir sure “buraya baharda, yazda gelmek gerek” muhabbeti yaparak etrafta dolastiktan sonra bindik arabamiza ve yola koyulduk, istikametimizi Philadelphia olarak belirledik.

Edith Wharton'un mutevazi evi

New Jersey civarinda bir sure trafikle bogustuktan sonra bir yol ustu tesisinde mola verdik. Burada elektronik bir tarti buldum, ABD’de kilo verdim vermesine de hic tartilmadigim icin o ana kadar olayin vehametini gormemistim. Sinirlendim cikan rakama. Fakat tartinin marifetleri bununla sinirli degildi, kilomu soyledikten sonra “Here is your fortune word: Study more and be prosperous” buyurdu, guldum…

Burada internetten Philadelphia icin otel baktik fakat ne mumkun, uygun ve bos bir otel bulamadik. Neyse deyip yola koyulduk tekrar ve fakat Philadelphia’ya ulastigimizda da hala otel bulabilmis degildik. Arkadas yolda Atlantic City tabelasini gorup “Hadi Atlantic City’e gidip kumar oynayalim” dediginde nereden bilebilirdik ki gercekten oraya gitmek durumunda kalcagimizi. Hulasa, Philadelphia’da uygun bir otel bulamadik, Atlantic City’de de uygun fiyatli guzel oteller bulunca vurduk kendimizi Atlantic City yollarina. Takriben 1-1,5 saatlik yolculuktan sonra otelimize ulastik. Otel oldukca buyuk, alt kati kumar makinalariyla dolu kismen sasaali bir otel. Fakat henuz sezonu olmadigi icin cok hareketli degildi, ortalikta sadece yasli amcalar ve teyzeler disinda pek kimse yoktu. Biz de check in islemleri icin beklerken makinalar arasinda dolastik. Arkadaslar bir gecede tam uc dolarlarini (!) kumar illetine kaptirdilar. Kumar faslinin ardindan sabah erkenden bulusmak uzere odalarimiza dagildik.